
0-3 YAŞ ÇOCUKLARDA ÖFKE NEDEN BU KADAR YOĞUN YAŞANIR?
0-3 yaş dönemi çocukların duygularını düzenlemeyi henüz tam olarak öğrenemedikleri, gelişimsel açıdan oldukça hassas bir dönemdir. Bu nedenle bu yaş aralığında görülen öfke nöbetleri çoğu zaman ebeveynleri zorlayabilse de, aslında çocuğun gelişim sürecinin doğal bir parçası olabilir. Özellikle kendini ifade etmekte zorlanan, ihtiyaçlarını sözcüklerle anlatamayan küçük çocuklar için öfke; çoğu zaman bir iletişim biçimidir.
Birçok ebeveyn “Neden bu kadar öfkeleniyor?”, “Her istediği olmayınca neden ağlıyor?”, “Bu davranış normal mi?” gibi sorularla kaygılanabilir. Oysa 0-3 yaş döneminde çocukların beyin gelişimi henüz duygularını kontrol edebilecek olgunlukta değildir. Özellikle dürtü kontrolü, bekleyebilme becerisi ve sakinleşme kapasitesi zamanla gelişir. Bu yüzden çocuk bazen çok küçük bir durum karşısında bile yoğun bir öfke yaşayabilir.
Psikanalitik açıdan baktığımızda ise öfke yalnızca “şımarıklık” ya da “inat” değildir. Çocuğun iç dünyasında yaşadığı zorlanmaların dışavurumu olabilir. Ayrılık kaygısı, görülmeme hissi, bakım verenle ilişkide yaşanan duygusal kopukluklar, aşırı baskılanma ya da tam tersine sınır eksikliği çocuğun öfkesini artırabilir. Özellikle bu yaşlarda çocuk, duygularını düzenlemeyi bakım veren kişinin duygusal düzenleyiciliği sayesinde öğrenir. Yani çocuk aslında önce ebeveynin sakinliğine tutunur.
0-3 yaş döneminde öfkenin birçok farklı nedeni olabilir:
- İsteklerinin anlaşılmaması
- Uyku ve beslenme düzensizlikleri
- Fazla uyaran maruziyeti
- Sınırlarla ilk kez karşılaşma
- Kendini ifade edememe
- Kıskançlık
- Ayrılık kaygısı
- Güvende hissetmeme
- Gelişimsel olarak bağımsızlaşma çabası
Özellikle 2 yaş civarında görülen “ben yapacağım” dönemiyle birlikte çocuk kendi bireyselliğini hissetmeye başlar. Ancak istediği her şeyi yapabilecek kapasitede değildir. Bu çatışma da yoğun öfke nöbetlerine neden olabilir.
Peki ebeveynler bu süreçte nasıl yaklaşmalı?
Öncelikle çocuğun öfkesini tamamen yok etmeye çalışmak yerine, onun duygusunu anlamaya çalışmak oldukça önemlidir. Çünkü çocuk çoğu zaman “kötü davranmak” için değil, regüle olamadığı için öfkelenir. O anlarda uzun nasihatler vermek, bağırmak ya da cezalandırmak çoğu zaman çocuğun duygusunu daha da büyütebilir.
Çocuğun duygusunu önce görmek gerekir:
“Şu an çok öfkelendin.”
“İstediğin şey olmayınca zorlandın.”
“Buna çok kızdın galiba.”
Bu tarz aynalayıcı cümleler çocuğun anlaşılmış hissetmesine yardımcı olur. Çünkü anlaşılmak, çocuğun sinir sistemini sakinleştiren en önemli şeylerden biridir.
Bir diğer önemli nokta ise sınır koyabilmektir. Çocuğun duygusunu kabul etmek, her davranışa izin vermek anlamına gelmez. Çocuk vuruyorsa, eşyaları fırlatıyorsa sakin ama net bir şekilde sınır koymak gerekir: “Öfkelenebilirsin ama vuramazsın.” Diyerek çocuğun kollarından canını acıtmadan tutmak gerekir.
Burada ebeveynin sakin kalabilmesi çok önemlidir. Çünkü küçük çocuklar ebeveynin duygusunu da regüle etmeye çalışırlar. Ebeveyn ne kadar yükselirse, çocuk da o kadar kontrolden çıkabilir.
Bazı durumlarda ise yoğun ve uzun süren öfke nöbetleri altında başka duygusal süreçler olabilir. Özellikle sık ayrılık kaygısı yaşayan, iletişim kurmakta zorlanan, aşırı hassas ya da çok yoğun tepkiler veren çocuklarda bir uzman desteği süreci anlamlandırmak açısından faydalı olabilir.
Terapi sürecinde çocukların öfkesine yalnızca davranış olarak değil, altında yatan duygusal ihtiyaç açısından bakıyorum. Deneyimsel oyun terapisi, oyun temelli çalışmalar, bağlanma odaklı yaklaşım ve psikanalitik çerçeve ile çocuğun iç dünyasını anlamaya çalışırken; ebeveynlere de bu süreçte çocuklarına nasıl eşlik edebilecekleri konusunda destek oluyorum.
Eğer siz de çocuğunuzun öfke süreçlerini anlamakta zorlanıyor, yoğun ağlama krizleri, öfke nöbetleri ya da sınır problemleri yaşıyorsanız; Esenlerdeki kliniğimize psikolog desteği için başvurabilirsiniz.